Bir beyaz yakalıyı düşünün. Senede 15 gün izni var. Aylarca biriktirdi, plan yaptı, ailesiyle bir Avrupa tatili hayal etti. Ama iş sadece randevu bulmakla bitmiyor: resmi Schengen vize ücreti 2024'te 80 avrodan 90 avroya çıktı, buna bir de VFS Global, iDATA gibi başvuru merkezlerinin ayrıca aldığı hizmet bedeli ekleniyor. Randevu bulsa bile cebinden çıkan tutar hiç az değil; bulamazsa devreye “aracılar” giriyor, yüzlerce avroya varan bedellerle boş görünen randevuyu satmayı teklif ediyorlar. Almazsa izni sokakta kalıyor, tatili de.
Bu tek bir bireyin sorunu değil. Vize ve bilet acenteleri de aynı krizi yaşıyor; onlar için de randevu ayırmak, müşteriye güvenle paket satmak gitgide zorlaşıyor. Bugün Türkiye'de hem münferit yolcunun hem kurumsal acentenin karşılaştığı ortak gerçek bu.
RAKAMLAR ORTADA, SORUN KONSOLOSLUKTA DEĞİL
Vize rakamlarının kendisi zaten konsolosluk sitelerinde şeffaf şekilde yayınlanıyor, saklı bir şey yok. 2025'te Türkiye'den 1 milyon 268 bin 376 Schengen vizesi başvurusu yapıldı; dünyada Çin'den sonra en fazla başvuru yapan ikinci ülkeyiz. Bunların 183 bin 196'sı reddedildi, yani her yedi başvurudan biri (%14,6) elimizde kaldı. Rakam başka bir şeyi gösteriyor: sorun yalnızca vizenin verilip verilmemesi değil, vatandaşın başvuru sürecine adil ve erişilebilir biçimde ulaşabilmesi.
ASIL SORUN: RANDEVU DEĞİL, RANDEVU TİCARETİ
Asıl mesele vizenin kendisi bile değil. Asıl mesele, o vizeye ulaşabilmek için kurulan karaborsa. Soruşturma kapsamında, konsolosluklar ve yetkili aracı kurumların çevrim içi randevu sistemlerine bot yazılımlarla erişilerek randevuların toplu şekilde alındığı ve vatandaşların doğrudan randevu almasının fiilen zorlaştırıldığı açıklandı. Aynı soruşturmada, 41 bini aşkın kişiden yaklaşık 918 milyon TL tahsil edildiği, şirket yapılanmalarının hesaplarında ise 2,8 milyar TL'yi aşan para hareketi bulunduğu ortaya çıktı.
VFS Global de resmi kanalları dışında para isteyen veya vize/randevu garantisi veren kişilere karşı kullanıcılarını uyarıyor. Son operasyon kapsamında ise randevu sistemlerini bot yazılımlarla manipüle ettiği öne sürülen kişi ve şirketlere yönelik ayrıca yedi firma hakkında soruşturma yürütülüyor.
Yani devlet eliyle değil ama göz göre göre işleyen bir sistem var: gerçek randevu ücretsiz, ama ona ulaşmak parayla oluyor. Parası olmayan, ya da parasını bir dolandırıcıya kaptırmayacak kadar temkinli olan vatandaş, izniyle birlikte tatilinden de oluyor.
ACENTALARIMIZ VİZELİ PAKET KURAMIYOR, TALEP UZAKDOĞU'YA KAÇIYOR
Bu belirsizlik doğrudan bizim işimize, turizm ekonomisine vuruyor. Acentalarımız artık vizeli Avrupa paketlerini güvenle satamıyor; müşteriye “randevu çıkarsa gidersiniz” diyemezsiniz, tur satmak bu değil. Sonuç ortada: talep, vize istemeyen ya da kolay vize veren ülkelere kayıyor. Sektör temsilcilerinin paylaştığı verilere göre Japonya ve Güney Kore gibi Uzakdoğu rotalarına talep yüzde 50'nin üzerinde arttı. Bu değişimin önemli nedenlerinden birinin Schengen vize sürecindeki belirsizlik olduğu görülüyor.
Ama bu kaçışın da bir bedeli var. Japonya, Güney Kore gibi vizesiz veya kolay vizeli destinasyonlar İstanbul'a binlerce kilometre uzakta; uçuş süresi Avrupa'nın kat kat üzerinde, bilet fiyatı da buna paralel yükseliyor. Turist vize karaborsasından kaçarken bu kez ulaşım maliyetine çarpıyor. Vizesi kolay olan yer yakın değil, yakın olan yerin vizesi kolay değil.
Türk vatandaşının yurt dışına çıkma isteği azalmıyor, tam tersine: 2012'de 5,8 milyon olan yıllık çıkış sayısı 2025'te 11,8 milyona ulaştı. Talep var, bütçe var, tatil isteği var. Eksik olan tek şey, o talebi Avrupa'ya, bizim geleneksel pazarlarımıza yönlendirecek adil bir randevu sistemi.
PARAMIZ VAR, ÇALINAN İTİBARIMIZ
Bu, sadece Avrupa'ya özgü bir mesele değil, evrensel bir sorun. Yakın coğrafyadaki gelişmiş pazarların çoğunda, Schengen'de olduğu gibi, benzer randevu ve maliyet krizleri yaşanıyor; mesele tek bir bölgeye değil, Türk turistinin dünyanın her köşesinde karşılaştığı bir yapıya işaret ediyor. Türkiye'ye 2025'te 52,8 milyon yabancı turist geldi; aynı yıl 11,8 milyon Türk vatandaşı yurt dışına çıktı. Bu, gelen yabancı ziyaretçi sayısının beşte birinden fazlasına denk geliyor; küçümsenecek bir pazar değil.
Ama bu kitlenin cebinden çıkan para sistematik olarak buharlaşıyor. İKV'nin hesabına göre Türk vatandaşları 2010-2025 arasında yalnızca standart Schengen vize ücretlerine yaklaşık 889 milyon avro ödedi; üstelik bu hesap randevu aracılarının aldığı ücretleri bile içermiyor. Karaborsaya kaptırılan yüzlerce euro ise aslında gideceği ülkede harcanacak tatil bütçesinden çalınıyor. Bu para hiçbir zaman turizm ekonomisinde görünmüyor, ne bizim istatistiklerimizde ne gidilen ülkenin.
Oysa turizmin kalitesi, turistin harcadığı parayla değer bulur. Paramız var, sorun orada değil. Ama bu sistem, o parayı harcamadan önce elimizden alıyor. Paramız var, ama itibarımızı çalıyorlar.
ÜÇÜNCÜ SINIF MUAMELE MESELESİ
Ve bir de insani boyutu var. Randevusunu güç bela alan, saatlerce sırada bekleyen, belge belge koşturan Türk turisti, gittiği yerde de eşit bir misafir gibi karşılanmadığı hissine kapılıyor. Sebebi de aslında yukarıda anlattığımız çarpık döngü: cebinden çalınan para, gittiği ülkede harcayabileceği bütçeyi küçültüyor. Turizm ekonomisinde kişi başı harcama, turistin destinasyona ekonomik katkısını ölçen temel göstergelerden biri. Dolayısıyla cebinden randevu, danışmanlık ve aracılık adı altında yüzlerce euro çıkan bir turistin destinasyonda harcayacağı bütçe de ister istemez daralıyor. Ortalama kişi başı harcaması düşen bir turist, istese de istemese de öncelik listesinin gerisine düşüyor. Bu, sadece bir bürokrasi sorunu değil, giderek bir saygı meselesine dönüşen bir sorun: yurt dışı seyahat talebi hızla büyüyen ve önemli bir turizm harcaması oluşturan bir pazarın temsilcisi, üçüncü sınıf bir vatandaş muamelesi görme riskiyle karşı karşıya kalıyor.
ÇÖZÜM VAR, İRADE LAZIM
Bu tablo kader değil. Randevu sistemlerinin denetimi, bot trafiğine karşı gerçek teknik önlem, randevu slotlarının şeffaf ve düzenli biçimde açılması, dış temsilciliklerle karşılıklı kapasite görüşmeleri; hepsi masada duran, uygulanabilir adımlar. Ama bunun için bakanlığın ve ilgili tüm yetkililerin bu sorunu bir “vize meselesi” değil, doğrudan bir turizm ve ekonomi meselesi olarak görmesi lazım.
Çünkü bu sorun çözülmezse kaybeden sadece randevu bulamayan vatandaş olmuyor. Kaybeden, paket satamayan acenta, doluluk kaybeden Avrupa rotaları, ve nihayetinde Türkiye'nin turizm ekonomisinin kendisi oluyor. Bu kayıplar, önlem alınmadıkça büyümeye devam edecek.
KISACA
Türkiye'den Schengen vizesine başvuran herkes önce yüksek resmi ücretlerle, sonra da randevu bulmak için kurulmuş bir karaborsayla karşılaşıyor. Soruşturmalar, bot yazılımlarla ele geçirilen randevuların yüzlerce avroya satıldığını, yüz milyonlarca liralık bir düzenin işlediğini gösteriyor. Bu yüzden acentalar Avrupa turu satamıyor, talep Japonya ve Güney Kore gibi uzak ama vizesiz rotalara kayıyor. Sonuçta hem Türk turistin cebi hem de gördüğü muamele zarar görüyor. Çözüm, randevu sistemlerinin şeffaf ve denetimli hale getirilmesinden geçiyor.





